Kudüs yazılamayan ancak yaşanması gereken bir şehir… Ancak kalplerimiz orada, nasıl yazmadan durabiliriz ki… Bizim ilk kıblemiz orası… Yüreğimizin çarptığı kutsal topraklar… Barış ne zaman gelecek, akan kan ne zaman duracak, diye çırpınıyoruz burada.
Bütün tarihi tecrübelerimiz bize gösteriyor ki Kudüs’te barış olmasını istiyorsak insani ve İslami bir çözüm üretilmelidir. Yoksa kandan başka bir renge boyanmaz oralar. Halifeler dönemini ve Selahaddin Eyyubi’yi ve Osmanlı’yı anıyoruz ve arıyoruz.
Elbette bir şeyler yapılmalı bu konuda. Evlerinde oturan Müslümanlar kendilerine gelmeleri için yüzlerce masumun ölümünü beklememeli. Siyasetçiler, yöneticiler savaştan savaşa akıllanmış görünmeyi bırakmalı. Meydanlarda bir avuç Müslüman yalnız bırakılmamalı.
Orada Filistin halkı zulüm görüyor. Orada, peygamberlerin şehrinde, Allah’ın elçileri azap çekiyor. Zeytin ağaçları tertemiz sulara hasret, incir ağaçları tertemiz güneşi bekliyor. Ama anlaşılmayan şu: Yahudiler ağlama duvarında neye ağlıyorlar?
Bir gün bize de nasip ola o topraklara seyahat… Biz de görelim şu Filistin evlerini yıkan buldozerleri ve onları taşlarıyla kovalayan kahraman çocukları… Bitmesin İntifada!
Ancak şu da bilinmelidir ki, hedefinde Kudüs’ü kurtarmak olanlar hiçbir zaman Kudüs’ü kurtaramazlar. Kudüs’ü kurtaracak olanlar ancak ve ancak “gelin dünyayı değiştirelim” dediğinde hiç durmaksızın yola koyulan geniş ufuklu erlerdir. Kudüs büyük bedeller ister.
Kudüs’e selam olsun abiler!