Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Emre KARAYUMAK

www.ilahiyathaber.com

Emre KARAYUMAK

emrekarayumak@hotmail.com

28 Şubat 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


HASAN SABBAH VE FEDAİLERİ


 

İslâm dünyası günümüzde de devam eden kadim bir çekişme içerisindedir. Bu çekişmenin taraftarları ortodoksi İslâm anlayışa sahip olan, “Sünniler” ve Heterodoksi anlayışa sahip olan  “Şii’ lerdir. Şii- Sünni çekişmesi, birçok devlet isminin ve devlet adamının gölgesinde kalmış olsa da çekişmenin özünü oluşturmasına mani değildir. Geçmişe yönelik sorgulamalar ve tarihin bize göstermiş olduğu yol nisbetince ders almak ve tekerrür etmemesi gereken hatalar üzerine tarihimizi inşa etmemiz gerekmektedir.

 

İslâm tarihinde bilinen iki meşhur medrese vardır. Bunlardan ilki Şii- Fatimiler’in kurup geliştirdiği ve İsmaili- Batîni hareketin ilim yuvası olan “el-Ezher” diğeri ise Selçuklu hükümdarlığı zamanında Batînî anlayışın önüne geçmek için kurulan “Nizamiye Medreseleridir”. Günümüzde ise Şii’ lerin kurup geliştirdiği “el-Ezher” Sünnilerin ilim yuvası şeklinde Mısırda eğitim-öğretim faaliyetine devam etmekteyken Nizamiye medreselerinden hiçbir iz yoktur.

 

Şii- Sünni ayrışmasının temelinde ise Batîn ve Zahir anlayış farklılığı vardır. Batîn, gizli olmak, bir şeyin iç yüzünü bilmek, anlamında olup, batn veya bütün kökünden türemiştir. Terim olarak “ her zahirin bir batını ve her nassın bir te’vili bulunduğunu ve bunu da masum bir imamın bilebileceğini iddia eden” gruplarca kullanılmıştır. Zahir ile batîn, ruh ile ceset gibidir. Zahir cisimler gibidir. Batın ise onun gölgesine benzer.

 

Batınî yorumlamalar Şii itikadı içerisinde yerini almışsa da Sünni çizgide de hiç yok değildir. Birtakım tasavvuf erbabı nassların teviline yönelmişler ve batınînın ancak sufiler tarafından bilinebileceğini iddia etmişlerdir. Tefsir çeşitlerinden müstakil bir tefsir metodu olarak da yerini almıştır. Sünni paradigmadaki batınî yorumlamalar İslâm’ın özüne ve şeriata aykırı olmayan, sınırları belli tevillerdir. Fakat Şia içerisindeki batınî yorumlamaların dinin özüne ve şeriata, Rasulullah’ın ve veli bildikleri Hz. Ali’nin uygulamalarına aykırı olup sapkınlık taşırlar. Selçuklu’nun meşhur veziri Nizamû’l-Mülk bunu şu şekilde ifade eder:

           

“Selçuk Devletine ve hususiyle cihan’ın efendisine Melikşah’a,

Yaptığım hizmetler malumdur. Her devirde ve ülkede hükümdarlara karşı asiler çıkmıştır. Lakin hiçbir Rafizi(sapık) mezhebi Batınî’ler kadar mes’um olamaz. Zira onların gayesi İslamiyeti ve bu devleti fesada vermektir. Kulaklarını ve gözlerini bir sesin çıkmasına ve bir hadisenin zuhuruna dikmişlerdir. İlk fırsatta ve felakette kulübelerinden fırlayacak olan bu köpekler Rafizi mezheplerini yayacaklar ve her şeyi yıkacaklardır. Bu sahtekarlar Müslümanlık iddiasında görünürler. Lakin hiçbir düşman Muhammed’in dini ve sultanın devleti için onlar kadar tehlikeli ve korkunç değildir. Ben öldükten sonra büyük ve mümtaz insanları kuyulara attıkları davul sesleriyle kulakları çınlattıkları ve sırlarını açığa vurdukları zaman bu sözlerim hatırlanacak ve bu felaket gününde Sultan bütün bu söylediklerimde haklı olduğunu görecektir.”( T. Osman, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti)

 

Hakikaten Nizamû’l-Mülk’ün söylediği gibi, 1092 senesinde önce kendisi sonrasında Selçuklu Sultanı Melikşah, Hasan Sabbah’ın daileri(elçi) tarafından zehirlenerek öldürülmüşlerdir. Hassan Sabbah’ın meşhur bir asi olmasının temel nedeni, kendisine tam bir sadakatle bağlı dailer yetiştirmiş olmasıdır. Hatta bir rivayete göre Hasan Sabbah’ın daileri Nizamû’l- Mülk’ü öldürünce Melihşah Hasan Sabbah’ın kalesi “Alamut” a bir elçi gönderir. Hasan Sabbah uyuşturucu madde kullanan fedailerine bıçakla veya kaleden kendilerini atmak suretiyle intihar etmelerini ister. Daileri de kendilerini öldürürler ve Hasan Sabbah elçiye bunlar gibi 20000 daim var benim diyerek meydan okur. Bu manzarayı elçi Melihşah’a iletince saldırıya karar verir ama neticesiz kalır. Çünkü Alamut kalesi 1800 m. yükseklikte dağların doruğunda İran’ın yüksek dağlarının tepesinde bir yerdedir. Hasan Sabbah ve kalesi Moğollar tarafından daha sonra yerle bir edilmiştir.

 

Hasan Sabbah ve daileri hakkında bir takım rivayetler olsa da Moğollar tarafından her şey yakılıp yıkıldığı için rivayetlerin sahihliği tartışmalıdır. Dailerin yetiştirilmesi ve sadakati konusu o tarihten bu tarihe kadar meşhurluğunu yitirmemiştir. Rivayetlere göre Kalenderi ve bir takım tasavvufi kolların vecd haline geçebilmek amacıyla kullandıkları “haşhaş” denilen bitkiyi, Hasan Sabbah’ da dailerine karşı kullanmıştır. Dailerine haşhaş ile zihni melekerini kontrol edemeyecek seviyeye getirdikten sonra kalenin bir bölümünde çok az görevlinin bildiği cennet denilen yerde uyandırıp, dailer tarafından cennet olarak algılanması sağlanarak orada tekrar uyuşturularak o yerden çıkarıldıkları ve cennete ulaşmak için Hasan Sabbah’a sadık olmak gerektiği izlenimi verilmiştir. Hatta bundan dolayı Sünniler tarafından Hasan Sabbah ve dailerine “Haşhaşi” ismi verilmiştir.

 

Dailerin sadakati konusunda bu rivayetler çok muteber değildir. Bu bakımdan Hassan Sabbah’ın bağlı olduğu Şii-Batınî kolun bazı görüşlerini paylaşmak istiyorum.

 

1)      İmama itaat şarttır. İmama itaat Allaha ve Peygambere itaat gibidir. (Burdaki İmam bizim anladığımız Diyanet camiasındaki imamlar değil, Allah tarafından gönderildiğine inanılan, masum yani hiçbir günahı olmayan, sözleri Kuran gibi kesin hüküm taşıyan şari yani hüküm koyucudur.)

2)      Her zahirin bir batını vardır. Asıl olan da batındır. Bundan dolayıdır ki Kurân’daki muhkem yani hüküm bildiren ayetleri te’vil ederler. Örneğin Kur’an’da geçen “ Namaz kıl, oruç tut” gibi ifadeleri dikkate almayarak kendilerine göre mana verirler.

3)      Namaza dua adını verirler.( Aleviler de niyaz derler) güneş doğmadan evvel, güneş battıktan sonra ve yatmadan evvel namaz kılarlar. Namazda Kabe’ye değil de imamın bulunduğu yere yönelirler. Kerbela toprağından yapılan ve adına mühür denilen toprağa secde ederler.

4)      Senede bir gün Ramazan ayının 21. günü oruç tutarlar.

5)      Hacc imamı ziyaretten ibarettir. Kerbela ve Necef ziyaret edilir.

6)      Zekat imama verilir, imam bu parayı istediği gibi kullanır. ( Alevilerde de zekat dedeye verilir. Senede bir defa köye hakk (zekat) toplamaya alevi dedesi gelir.)

7)      Cihad kişinin kendi nefsiyle mücadelesidir.

8)      Belki de en öenmlisi, kendilerini gizlerler, buna takiyye denir. Şia’nın genel karakteristlik özelliğidir. Bu bakımdan hiçbir Şii’ ye güvenilmemesi gerekir.

 

 

Hasan Sabbah’ın görüşleri bugün “Ağahanlar” tarafından temsil edilmektedir. Dünyada oldukça etkin olan “ağahanlar” oldukça eğitimli ve dış bağlantıları çok güçlü insanlardır. Ağa han Üniversitesi adında bir üniversiteye sahip ve son derece tehlikeli inançlarını yaymak amacıyla etkin çalışmalar yürütmektedirler. Tüm bu faaliyetlerini “takiyye” içerisinde özellikle Hindistan-İngiltere-Abd bağlantılı  yürütmektedirler. Hatta Hindistanda “Ağahan Mimarlık Ödülleri” adında mimarlık açısından son derece etkin ve dünyaca bilinen bir yarışmayı 1977 yılından bu tarafa sürdürmektedirler. Türkiyeden de bir takım mimarlar bu yarışmalara katılmışlardır. Ağa Han Vakfı olarak da İngiltere ve Abd destekli vakfın şu anki başkanı Kerim Ağahan’ın 20 milyon müridi ve 10 milyar dolardan daha fazla servete sahip olduğu da bilinmektedir.

 

Selametle…








Bu yazı 929 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar (4)
  • z.g / 24 Nisan 2010 14:51

    kitap tavsiyesi

    yakin zamanda Amin Maalouf`un Semerkant kitabini okudum. bu kitap üzerine sizin de yazinizi okuyunca bütün taslar yerine oturdu. bu kitap bir roman ve ömer Hayyamdan baslayarak Hasan Sabbah kadar dönemin olaylarini anlatiyor. güzel bir eser.yazinizi okuyan kisilere bu kitabi tavsiye ediyorum,
    tesekkür ederim
  • sayyad / 8 Nisan 2010 14:33

    bazı kelimeler

    Emre uslübunuz güzel gerçekten ancak yazılarınızda ortodoksi ve heterodoksi gibi bazı kelimeler bana hoş gelmedi. Bunlar sanki batılı yazarların kelimeleri gibi geldi. Bizim dünyamızda ortodoks anlayış söz konusu değildir. bizde sünni sünnidir alevi de alevidir. saygılar...
  • Elik / 2 Mart 2010 09:43

    Teshekkurler

    Çox sağ olun! Qələminizə qüvvət! Çox bəyəndim!
  • Hikmet Cihat ÇİFTÇİ / 1 Mart 2010 01:45

    EYVALLAH ...........................

    Emre Bey kaleminize kuvvet.. Verdiğiniz çarpıcı bilgiler için ise ayrıca teşekkür ederim..Çalışmalarımıza ilham kaynağı olması temennisiyle...







Anket

Sitemizin bir forumunun olmasına ne dersiniz?

  • Evet
  • Hayır



   [ sonuçlar için tıklayın ]

haberler