Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş
...İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi...
Yıldırım Beyazıd Niğbolu zaferinde kazanılan ganimetlerle muhteşem bir mescit yaptırmak ister.
Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş,geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya,inlemeye basladı...
Köyün birinde yaşlı bir adam varmış. Çok fakir... Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki...
Anneannesinin sözleri yankilandi kulaklarinda: \"\"Oglum namaz hiç bu vakte birakilirmi? Anneannesinin yasi yetmise dayanmis, ama ezan
okundugu vakit yerinden siçrar, yasindan beklenmeyecek bir hizla abdestini alir ve namazini kilardi.
İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini
söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda, hiç de çekinmeyen bir tavırla
“Fatma ”dedi… Ve ekledi:
Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi.
Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde
bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı.
Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi.
80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı ...
Bir gün şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.Açılıs konuşmasında demiş ki:....
Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı,nur yüzlü dedesine merakla soruyor :
"Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?"...
Gunesli bir gundu. Kadin parkta yaninda oturan adama "Bakin, salincakta sallanan su kirmizi kazakli cocuk benim oglum" dedi.
Uzak doğuda bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu.
Medine'nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler.
Gecenin sessizliği, içindeki huzursuzluğu artırıyordu Balkona çıktı Şehir karalık örtüsüne bürünmüş, evlerin tek tük yanan lambaları aydınlığa yetmiyordu Gözleri yıldızlara kaydı Bir mücevher kadar parlak, göz alıcı yıldızları seyretti Daldı gitti