Atatürk Üniversitesi Erzurum İlahiyat Fakültesi’nde İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Macit Yılmaz’ın yönettiği panelde ‘Türkiye’de Din Eğitiminin Sorunları’ Konuşuldu. Panele konuşmacı olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümü öğrencileri Ali Gücen, Sümeyra Mengene, Hızır Top ve Hacer Yakar katıldı.
Ali Gücen panelde ‘Din Öğretiminin Kuramsal Temelleri’ Başlıklı Bir Tebliğ Sundu.
Ali Gücen din öğretiminin amacını şu şekilde ifade etti: ‘Temelinde insana saygı, düşünceye saygı, ahlaki olana saygı, hürriyete saygı ve kültürel olana saygı olan bir din öğretimi hedefliyoruz. Ne demek düşünceye saygı? Peki ya insana, hürriyete, ahlaki olana saygı ne demek? Bir de kültürel olana saygı var? Diye akıllara sorular gelebilir. Yıllar yılı çocukluğumuzdan beri eğitimimizde herkes, ailemiz, okulumuz, çevremiz, birçok şeye saygı duymamı gerektiği fikrini kafamıza sokuşturmak için uğraştı durdu. Büyüklere saygı, topluma saygı… Saygı duyacağımız kişilere, nesnelere, fikirlere
İşaret edilmiş, ama niçin saygı duyacağımız söylenmemiştir. Saygının önemi vurgulanmış ama saygılı davranışın ne demek olduğu anlatılmamıştır. Din Öğretimi Düşünceye Saygıyı, Ahlaki Olana Saygı, Hürriyete Saygı Esas Alır.’
Hızır Top ‘Avrupa Birliği’nde Din Eğitimi Uygulamaları’ başlıklı bir tebliğ sundu.
‘Avrupa Birliği, vatandaşlarının hem Avrupa’ya ait olduklarını hem de mahalli ve milli kültür ve geleneğe kök saldıklarını hisseden bir toplumu oluşturma açısından din eğitimi ve vatandaşlık eğitiminin aracılık ettiği “Avrupa Bütünleşmesini” amaçlamaktadır. Avrupa çapında okullarda din eğitimi konusunda aktif olan altı kuruluşun bir araya gelerek oluşturduğu CoGREE (Avrupa Din eğitimi koordinasyon grubu), 2002 Viyana kongresi ardından yayınladığı bir çalışmada, Avrupa’da çoğulcu kimlikler oluşturmak, ırkçılığa etnosentrizme karşı gençlerin tavır oluşturmalarını sağlamak ve küreselleşme sürecinde yerel kimliklerin korunabilmesi için okullarda din dersinin kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Din dersleri Avrupa vatandaşlığı kavramını destekleyecek şekilde geliştirilmesi AB tarafından istenmekte ve bu yaklaşımla geleneksel bir dini inancın savunuculuğunu yapan dışlayıcı din eğitimi aylayışının değişmesini öngörmektedir. Buna rağmen tam tersi uygulamaları Avrupa’da görmek mümkündür.
Avrupa devletlerinin anayasal gelenekleri ülkelerin siyasi sosyal kültürel geçmişlerinden kaynaklı değişim göstermektedir. Bununla birlikte dünyanın pek çok ülkesinde din eğitimi normal okul sistemi içerisinde bazen isteğe bağlı bazen de zorunlu bir ders olarak okutulmaktadır. Bu konuda UNESCO‘nun yaptığı araştırmada ise 142 ülkeden 73’ünde okullarda en az bir saati kapsayacak şekilde zorunlu din dersi okutulmaktadır. Avrupa ülkeleri bir dine inanma ve onun gereklerini yerine getirme konusunda hassas odluları bir gerçeklik olup vatandaşlarının dinlerini öğrenmeleri için yapılacak uygulamaları bir insanlık hakkı olarak görmektedirler. Devlet bu durumda bir dine ve dünya görüşüne tarafsız olmakla birlikte, diğer yandan kendi belirlediği ilkeler ile din ve vicdan özgürlüğünün korunması, hatta geliştirilmesi için politikalar üretmekle sorumlu tutulmuştur. Devletin denetim hakkı saklı olmak şartıyla kimi dini gruplar okullarda din dersi verebilmektedir. Ayrıca kiliseler ve dini gruplar çok sayıda okulu sahibi ve idarecileri olarak nüfuzlarının korumaktadırlar.’diyen Hızır Top batıda da din eğitiminin yaygın olduğunu da şu şekilde ifade etti:
‘Genele baktığımızda ise batıda din eğitimin gerekliliği tartışmaları aşılıp, “nasıl bir din eğitimi?” sorusuna cevap arandığını söylemek mümkündür. Ülkelerim tamamına yakınında öğrenci veya velisi isterse din dersini almayabilir; ama bu ders yerine ahlak dersini okumak zorundadır. Din dersi programı ilgili din temsilcileri tarafından hazırlanırken ahlak dersinin programı devlet tarafından hazırlanmaktadır Din dersinin zorunlu olmasının yayında öğrenci istediği dinin din dersini de okuyabilir. Avrupa eğitim sisteminde din eğitimi modelleri; dini öğrenme (dine/mezhebe dayalı olan) ve din hakkında öğrenme(dine/mezhebe dayalı olmayan) olarak söylenebilir.’
Sümeyra Mengene ‘Din Eğitiminde Yaşanan Bazı Problemler Ve Çoğulculuk’ başlıklı tebliğinde şu görüşleri dile getirdi.
‘Mezheplerarası din eğitimi kavramı, mezheplerüstü din eğitimi anlayışının yetersizliğinin fark edilmeye başlanılmasıyla birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Mezheplerüstü veya mezheplere bağlı olmayan din eğitimi anlayışının mezhepleri görmezlikten gelme şeklinde yorumlanması bu yeni kavramın ve anlayışı ortaya çıkarmıştır. Bu anlayışa göre, din eğitimi programları ülkedeki mezhepsel çoğulculuğu göz önüne alarak ve dinin temel kaynaklarından hareket ederek düzenlenecektir. Ortaklıklardan hareket edilecektir; ancak farklılıklar da yok sayılmayacaktır. Aynı sınıfta okuyan farklı mezheplere sahip öğrenciler, işledikleri konuda kendi anlayışını sınıfa taşıyacaklardır. Böyle bir program ideal gibi gözükse de uygulanabilmesi için bazı şartlar yerine getirilmesi gerekecektir. Bu şartların başında, buna uygun bir program geliştirilmesi delmektedir. Programdan sonra, uygun ders kitaplarının ve araç-gereçlerin hazırlanması gelir. En önemlisi de bu anlayışı ve bu anlayışta öğretim yapabilecek olan öğretmen kadrolarının yetiştirilmesi gerekecektir. Bu ise din eğitimcisi yetiştiren İlahiyat Fakültelerinin programlarında bir değişikliği beraberinde getirecektir.’
Hacer Yakar ise ‘Laik Türkiye’de Din Eğitimi nin Yeri ve Yasal Dayanakları’ konulu başlıklı tebliğinde ise ‘Laiklik batıda bir uzlaşma unsuru iken ne yazık ki Türkiye’de laiklik bir çatışma nedeni olarak görülmekte.’ dedi.
‘Din Eğitimine özgürlükler ve ülke meselesi çerçevesinde bakılmalı.’
Panelde hazır bulunan Dkab Öğretmeni ve Dkab Ders kitapları yazarı Eğitimci ve Yazar Mahmut Balcı ise bu tür çabaları çok önemsediğini belirterek şunları söyledi: ‘Din Eğitimine, Yerel ve bölgesel unsurlarla birlikte Türkiye gerçeğine uygun daha genel ve kuşatıcı bir din eğitimi gözüyle bakılmalı. Çünkü din bu toprakların ortak bir değeridir. Din eğitimcileri yerine göre itiraz eden yerine göre eleştiren bir yaklaşıma sahip olmalı. Öğrenciyi anlayan ve tahammül etmeyi de esas alan bir din eğitimi dili geliştirmeliyiz. Öğretmen olacak öğrencilerin bu çerçevede hem pratik hem de iyi bir akademik eğitim almaları gerekir. Bunun yolu da iyi bir öğretim üyesi kadrosuna sahip olmaktan geçer. Din Eğitimi meselesine özgürlükler ve bir ülke meselesi çerçevesinde bakılmalı.’